Sempozyum Hakkında
ASIR ASIR İSLÂMİ İLİMLER: HİCRİ YEDİNCİ ASRIN İSLÂMİ İLİMLERİN GELİŞMESİNDEKİ YERİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU
Gerekçe
İslâmî ilimlerin kaynağını, usulünü, nasıl başladığını ve ilk asırlarda nasıl geliştiğini öğrenmek oldukça mühim bir konudur. Zira daha sonraki dönemlerde ve günümüzde gelinen noktayı görebilmek, nasıl bir evrilme yaşadığını anlayabilmek için ortaya çıkış ve gelişme sürecini iyi bilmek gerekir.
Biz de İslâmî ilimlerin nasıl ve hangi şartlarda zuhur ettiğine, nasıl bir süreçten geçtiğine dair bazı tespitlerin yapılmasına imkân vermek amacıyla İslâmî ilimlerin ortaya çıktığı ilk asrı ve ondan sonraki yüzyılları, Asır Asır İslâmî İlimler üst başlığıyla uluslararası sempozyumlar serisi halinde işlemekteyiz. Bu çerçevede her bir yüzyılı bir sempozyuma konu ederek, o asırdaki İslâmî ilimleri bir bütün olarak incelemekte ve o asrın kendinden sonraki asırlar üzerindeki etkisini ve günümüze kadarki yansımalarını işlemeye çalışmaktayız. Bununla, temel İslâmî ilimlerin nasıl ortaya çıktığını, nasıl geliştiğini, hangi konularla başladığını, bunların nasıl bir seyir takip ettiğini, yüzyıllar sonra bugün bildiğimiz hususlarla ne derecede örtüştüğünü, bugün İslam alemi olarak yaşamakta olduğumuz birtakım sorunlarla bir alâkasının olup olmadığını, tarihî süreç içerisinde bir yerlerde bazı kırılmaların, değişimlerin, farklılaşmaların yaşanıp yaşanmadığını ortaya koymayı, böylece İslam ilim, kültür ve medeniyet tarihine bir nebze de olsa katkı sağlamayı hedeflemekteyiz.
İslâmî ilimler açısından hangi asırlarda daha çok ilmî etkinlik ve hizmetlerin ortaya konulduğunu, hangi asırların ilmî faaliyetler bakımından daha zengin ve daha parlak olduğunu, hangi asırlarda ilmî çalışmaların zayıf ve yetersiz kaldığını; ilmî faaliyetlerin zengin veya zayıf olmasının, o asırlardaki genel gidişatla, yönetim, siyaset ve sosyo-kültürel durumlarla ilişkisinin ne düzeyde olduğunu, toplumsal şartların ilmî faaliyetlerin azalıp çoğalmasında, kaliteli veya zayıf olmasında nasıl bir rol oynadığını, hangi şartlarda ilimlerin çeşitlenip zenginleştiğini, hangi koşulların ilmî çalışmaları gerilettiğini, ilmî hizmet ve faaliyetlerin coğrafi bölgelerle ve o bölgelerdeki insan, iklim, doğa gibi unsurlarla bir ilişkisinin olup olmadığını, herhangi bir asırda herhangi bir bölgede ilmî faaliyetler çeşitlenip zenginleşmişse bunda hangi faktörlerin etkin olduğunu tespit etmeye gayret göstermekteyiz.
Önceki Faaliyetler
Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Birinci Asır Uluslararası Sempozyumu başlığıyla hicrî birinci asırda İslâmî ilimlerin doğuşunu, kuruluşunu, yeşermesini ortaya koymaya çalıştık. Hicrî birinci asır derken, başlangıç olarak Kur’an’ın nâzil olmaya başladığı milâdî 610 yılını esas aldık. Bu tarih hicretten 13 yıl öncesine takabül ediyor. Bitiş tarihi olarak ise 99/717 yılını belirledik. Bu tarihler arasında ilim adına ve önemli hâdise olarak oraya çıkan her şeyi sempozyumun kapsamına aldık. Mekân olarak ise Mekke-Medine-Kufe-Basra-Irak-Şam-Yemen-Mısır ve civarını kapsama aldık. Bu asırda İslâmî ilimlerin doğup neşv ü nema bulmasında Hz. Peygamber ve sahabenin yerini ve rolünü göstermeye gayret ettik. Yine bu asırda tâbiûn halkasına mensup âlimlerin İslâmî ilimlerin gelişmesindeki konumlarını ve etkilerini gözler önüne sermeye çalıştık. Bu asırda meydana gelen gelişmeleri, bunların sebeplerini, sonuçlarını ve daha sonraki asırlara yansımalarını serdetmeye gayret ettik. İstanbul Üniversitesi olarak düzenlediğimiz sempozyuma 16 farklı ülkeden Türkçe, Arapça ve İngilizce 180 civarında tebliğ gönderildi. Bunların tamamını iki gün içerisinde sunmak mümkün olmadığı için, muhtelif kriterlere göre seçilen 50 tebliğ, 24-25 Ekim 2019 tarihinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi konferans salonlarında çok sayıda dinleyicinin de katılımıyla sunuldu. Tebliğler, hakem sürecinden sonra editörlü kitap halinde Hicrî Birinci Asırda İslâmî İlimler (İstanbul: Ensar Neşriyat, 2020, 2 cilt) adıyla e-kitap olarak neşredildi.
2020 yılında pandemi sebebiyle ara verdiğimiz bu faaliyetimizi 2021 yılında Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî İkinci Asrın İslâmî İlimlerin Oluşumu ve Şekillenmesindeki Yeri Uluslararası Sempozyumu başlığıyla sürdürdük ve bu asırda İslâmî ilimler alanında meydana gelen gelişmeleri işledik. Burada başlangıç olarak 100/718-199/815 yılları arasını esas aldık. Mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs coğrafyasını murad ettik. Bu asrın ilk otuz –otuz beş yılında tâbiûn neslinin etkisi devam etmektedir. Onların ardından dizlerinin dibinde yetişmiş olan tebe-i tâbiîn nesli gelmektedir. Bütün bunların İslâmî ilimlerin gelişmesindeki katkılarını inceledik. Bu asrın en önemli simalarından olan İmam Ebû Hanife’yi ve İmam Malik’i ve bunların ilmî faaliyetlerini zikrettik. Bu dönemde ortaya çıkan mezhepleri, bunların daha sonraki dönemlere olan etkilerini, tefsir, hadis, fıkıh, kelam, akaid, tasavvuf, Arap dili ve belagati, kıraat, siyer, İslam tarihi, dinler tarihi gibi alanlarda öne çıkmış alimleri, eserlerini, etkilerini muhtelif yönleriyle ortaya koyduk. Bu alanlarda yazılmış ilk kurucu metinleri, bu metinlere can veren kurucu şahsiyetleri muhtelif çalışmalarla tanıtmaya gayret ettik. Ayrıca bu asırda ortaya çıkmış olmaları hasebiyle öne çıkan önemli hususlar olan mihne hâdisesini ve tercüme faaliyetlerini de kısmen işlemeye çalıştık. İstanbul Üniversitesi olarak düzenlediğimiz sempozyumda uluslararsı bir kuruluş olan ve kısaca IKSAD diye bilinen İktisadi Kalkınma ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü ortağımız olmuştur. Büyük ilgi gören sempozyumumuza 14 farklı ülkeden Türkçe, Arapça ve İngilizce 100 civarında tebliğ gönderildi. Pandemi sebebiyle 22- 23 Ekim 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen sempozyumda 62 tebliğ sunuldu. IKSAD’ın desteklediği sempozyumumuz çok başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Bazı tebliğler, hakem sürecinden sonra editörlü kitap halinde Hicrî İkinci Asırda İslâmî İlimler (Ankara: IKSAD Yayınları, 2022, 5 cilt) adıyla e-kitap olarak neşredildi.
2022 yılında Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Üçüncü Asrın İslâmî İlimlerin Gelişimindeki Yeri Uluslararası Sempozyumu başlığıyla üçüncü sempozyumumuzu düzenledik ve burada da muhtelif ilimlerin gelişmesinde hicrî üçüncü asrın rolü üzerinde durduk. Tarih olarak 200/816-299/912 yılları arasını esas aldığımız, mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs coğrafyasını murad ettiğimiz bu çalışmada hicrî üçüncü asrın tefsir, hadis, fıkıh, kelam, mezhepler tarihi, tasavvuf, Arap dili, kıraat; ayrıca tarih, siret, coğrafya, astronomi, edebiyat gibi alanlarda tebârüz etmiş önemli isimlerini ve ortaya konulmuş mühim eserlerini işledik. Bu asır âdeta hadis ilminin altın çağıdır. Buhârî ve Müslim başta olmak üzere hadis alanının en önemli isimleri bu asırda yaşamış, Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim gibi en muteber eserler bu asırda vücut bulmuştur. Vefat tarihi bu asırda olduğu için İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel gibi alimler de bu asrın çok mühim simaları olarak işlendi. Bakiy b. Mahled, Yahya b. Sellâm gibi tefsir alanında tebârüz etmiş şahsiyetler ve daha birçok alim ve eserleri de bu kapsamda ele alındı. Bu asır, tercüme faaliyetleri gibi çok mühim olayların ve mihne gibi son derece üzücü hâdiselerin etkin olduğu bir asırdır; bu bakımdan bunlar da irdelendi. Bu sempozyumumuza da büyük ilgi gösterildi. 16 farklı ülkeden Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak 118 civarında tebliğ gönderildi. Düzenleme kurulumuz ve Bilim ve Danışma kurulumuz bunların arasından 106 tanesini sunum için münasip buldu. Sempozyum 25-26 Kasım 2022 tarihinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi konferans salonlarında aynı anda üç ayrı salonda paralel olarak gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi olarak düzenlediğimiz sempozyuma Fas’tan Abdülmelik Sa’di Üniversitesi ile Hindistan’daki el-Ma’hed el-Alî el-İslâmî, yine Fas’tan Muhteberu el-Ulûm el-İslâmiyye ve IKSAD sempozyumdaki ortaklarımız olmuşlardır. Bu tebliğlerden bazıları, kitap bölümü olarak yayımlanmak üzere gönderilen daha başka çalışmalarla birlikte hakem sürecinden sonra editörlü kitap halinde basılmıştır. Türkçe ve İngilizce olanlar Hicrî Üçüncü Asırda İslâmî İlimler adıyla Ankara’da IKSAD Yayınları arasından 2023 yılında e-kitap olarak neşredilmiştir. Arapça olanlar ise el-Ulûm el- İslâmiyye fi’l-Karni’s-Sâlis el-Hicrî adıyla Fas’ta uluslararası bir yayınevi olan ed-Dâr el- Mağribiyye li’n-neşr ve’t-tevzî’ tarafından Ocak 2024’te basılmıştır.
2023 yılında Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Dördüncü Asrın İslâmî İlimlerin Gelişimindeki Yeri Uluslararası Sempozyumu başlığıyla düzenlediğimiz dördüncü sempozyumumuzda bu asırda İslâmî ilimlerin nasıl bir seyir ve gelişme gösterdiğini ele aldık. Hicrî dördüncü asır derken 300-913/399-1009 yılları arasını kastettik. Mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs coğrafyasını murad ettik. Hicrî dördüncü asırda tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, Arap dili, tarih, felsefe, tıp ve benzeri pek çok alanda çok mühim alimler yetişmiş, çok önemli eserler vücuda getirilmiştir. Bu cümleden olarak İbn Cerîr et-Taberî, Ebu’l-Hasan el-Eş’arî, Ebû Mansûr Muhammed el-Mâtürîdî, Ebû Bekir el-Cessâs, Ebu’l- Leys es-Semerkandî gibi alimleri zikretmek gerekir. Ebû Abdirrahman en-Nesaî, Ebu’l-Kasım et- Taberânî, Ebû Hatim İbn Hibbân, Ebu’l-Hasan ed-Dârekutnî, Ebû’l-Hasan el-Eş’arî de son derece önemli isimlerdir. Hallac-ı Mansûr, Ebû Nasr es-Serrâc, Ebû Tâlib el-Mekkî, Ebu’n-Nasr Muhammed el-Farabî de oldukça şöhret bulmuş alimlerdir. Bu asırda bütün alanlarda çok mühim gelişmeler olmakla birlikte asır bahusus Kelam ve Mezhepler Tarihi açısından öne çıkmıştır. Eş’arîlik, Mâturîdîlik mezheplerinin bu asırda zuhur etmesi hasebiyle asrı Kelam ve Mezhepler Tarihi ilimlerinin altın asrı olarak kabul edebiliriz. Dünyada üniversite geleneğinin ilk örneklerinen biri sayılan Ezher Üniversitesi de Fâtımîler döneminde Kâhire’de bu asırda kurumuştur. Birçok yönden büyük önem arz eden bu asırda olup bitenleri –daha önceki üç asırla ilgili yaptığımız gibi- akademik ve ilmî bir üslup ile ele alıp incelemenin faydalı olacağı kanaatiyle böyle bir etkinlik düzenledik. Sempozyumumuza ülkemizden 45, yurt dışından da 74 olmak üzere toplam 119 tebliğ gönderildi. Bunların bir kısmı ortak hazırlanmıştır. Bunu da hesaba kattığımızda sempozyuma katılmak isteyen bilim insanlarımızın sayısı 125 civarında olmuştur. Bu tebliğler önce düzenleme kurulu tarafından titizlikle incelenmiş; bu inceleme sonunda 83 tebliğin programa alınmasına karar verilmiştir. Bu tebliğler 17-18 Kasım 2023 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi konferans salonlarında sunulmuştur. İstanbul Üniversitesi olarak düzenlediğimiz sempozyuma Fas’tan Câmiatu Abdelmalek es-Sa’dî Kulliyetu Usûli’d-Dîn Dekanlığ; yine Fas’tan Câmiatu Muhammed el-Evvel Faculté Pluridisciplinaire bünyesinde bulunan Muhteberu Kadaya’t-Tecdîd fi’d-Dirâsâti’l-İslmiyye ve’l-İnsâniyye Müdürlüğü, Fas’tan Câmiatu Abdelmalek es-Sa’dî bünyesinde bulunan Muhteberu’l-Ulûmi’l-İslâmiyye Müdürlüğü, Bulgaristan/Sofya Yüksek İslam Enstitüsü Rektörlüğü ve İstanbul Dâru’l-Fünûn İlahiyat Vakfı ortaklarımız olmuşlardır. Bu tebliğlerden Türkçe ve İngilizce olanların bir kısmı, kitap bölümü formatına dönüştürülerek kitap bölümü halinde e-kitap şeklinde editöryal bir çalışma olarak hazırlanmış ve uluslararası bir yayınevi olan Ensar Neşriyat tarafından Aralık 2024 tarihinde basılmıştır. Kitaba, tebliğ olarak sunulmadığı halde kitap bölümü olarak hazırlanıp gönderilen bazı çalışmalar da dahil edilmiştir. Arapça olanlar da yine Ensar Neşriyat tarafından 2025 yılında basılmıştır.
Dört seri halinde dört yılda hazırlayıp sunduğumuz ve ilim kamuoyuyla paylaştığımız bu ilmi etkinliklerimizin ardından Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Beşinci Asrın İslâmî İlimlerin Gelişimindeki Yeri Uluslararası Sempozyumu başlığıyla beşincisini de gerçekleştirmek nasip oldu. Tarih olarak 400-1009/499-1106 yılları arasını, mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs’ü kapsayan hicrî beşinci asır bir yönüyle Selçuklu asrı olarak adlandırılır. Çünkü Selçuklular asra mühürlerini vurmuşlardır. Bu asırda Tuğrul Bey’le kurulan Selçuklu Devleti, Alparslan’ın Malazgirt Savaşını kazanmasıyla Anadolu’ya hakimiyet sağlamış, Melikşah zamanında ise Aral Gölünden Yemen Denizine kadar İslam coğrafyasının büyük bir kısmında etkili olmuştur. İki yüz yıla yakın bir süre devam edecek olan Haçlı Savaşlarının ilkinin bu asırda yapılmış olması asrın en önemli hâdiselerinden biridir. Bu ilk seferde Haçlı orduları Kudüs’ü işgal etmişlerdir. Asrın en dikkat çeken yanlarından biri başta Bağdat’taki olmak üzere Nizamiye medreselerinin kurulmuş olmasıdır. Asır İbn Sina’nın çalışmaları sayesinde bilhassa felsefe açısından öne çıkmıştır. İbn Sina aynı zamanda tıbbın da babası sayılır. Tefsir ilmi açısından bakıldığında bu asırda Sa’lebî, Kuşeyrî gibi isimleri zikredebiliriz. Ebû Amr ed-Dânî’yi, Pezdevî kardeşler, Mâverdî, Ebu İshak eş-Şîrâzî, İmamu’l-Haremeyn Ebu’l-Meâlî el-Cüveynî, el-Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Bekir Ahmed el-Beyhakî, Ebû Nuaym el-İsfehânî, İbn Abdülber en-Nemerî, Abdulkâhir el-Cürcânî, Kâdi Abdulcebbâr, İbn Hazm ve İbn Miskeveyh gibi oldukça mühim alimleri ve bunlara ait eserleri zikretmek mümkündür. Birçok yönden büyük önem arz eden bu asırda olup bitenleri –daha önceki dört asırla ilgili yapıldığı gibi- akademik ve ilmî bir üslup ile ele alıp incelemenin faydalı olacağı kanaatiyle böyle bir etkinlik düzenlenmiştir. Sempozyuma ülkemizden 35, yurt dışından da 62 olmak üzere toplam 97 tebliğ gelmiştir. Bunların bir kısmı ortak hazırlanmıştır. Bunu da hesaba kattığımızda sempozyuma katılmak isteyen bilim insanlarımızın sayısı 100’den fazla olmaktadır. Bu tebliğlerden 73’ü programa alınmıştır. Sempozyum 15-16 Kasım 2024 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin konferans salonlarına başarıyla icra edilmiştir. Bu sempozyumda İstanbul Üniversitesi’nin yanında 1 - Câmiatu Abdelmalek es-Sa’dî Kulliyetu Usûli’d-Dîn Dekanlığı (Fas/Titvân); 2 - Câmiatu Muhammed el-Evvel Faculté Pluridisciplinaire bünyesinde bulunan Muhteberu Kadaya’t-Tecdîd fi’d-Dirâsâti’l-İslâmiyye ve’l-İnsâniyye Müdürlüğü (Fas/Oujda), 3 - Câmiatu Abdelmalek es-Sa’dî bünyesinde bulunan Muhteberu’l-Ulûmi’l-İslâmiyye Müdürlüğü (Fas/Titvan); 4 - Sofya Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü (Bulgaristan); 5 - Üsküp İslâmî İlimler Fakültesi (Kuzey Makedonya); 6 - İstanbul Fatih Müftülüğü ve 7 - Dârufünûn İlâhiyât Vakfı sempozyum ortakları ve destekleyicisi olarak görev almışlardır. Bu tebliğlerin Türkçe ve İngilizce olanları kitap bölümü formatına dönüştürülerek kitap bölümü halinde e-kitap şeklinde 2025 yılında Ensar Neşriyat tarafından basılmıştır. Arapça tebliğler de aynı süreçten geçirilmiş ve aynı yayınevi tarafından aynı yıl tabedilmiştir.
2025 yılında Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Altıncı Asrın İslâmî İlimlerin Gelişmesindeki Yeri adıyla serinin altıncı sempozyunmunu düzenledik. Tarih olarak 500-1107/599-1202 yılları arasını mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs coğrafyasını kapsayan hicrî altıncı asır da diğer asırlar gibi önemli hâdiselere şahit olmuştur. Tarihin en önemli hâdiselerinden biri Haçlı Seferleridir. Hicrî beşinci, milâdî on birinci asrın sonlarında başlayan Haçlı Seferleri; hicrî altıncı, milâdî on ikinci asırda şiddetlenerek devam etmiştir. Asrın en önemli hâdislerinden ve ilmî etkinlikler üzerinde en fazla tesir meydana getiren olaylarından biri Kudüs’ün yeniden fethidir. Yaklaşık yüz yıl Haçlı ordularının işgali altında kalan Kudüs bu asırda Selahaddin-i Eyyübî tarafından 583/1187 yılında yeniden fethedilmiştir. Bâtınî fırkalar kendi aleyhlerine faaliyet yapan âlimlere ve eğitim kurumlarına mâni olmuşlar. Altıncı asırda daha önce Selçuklu topraklarında kurulan Nizamiye Medreselerini takliden Avrupa’da da eğitim kurumları açılmıştır. Daha önceki asırlarda başta Yunan kültürü olmak üzere muhtelif dillerden eserlerin Arapçaya tercümesi hareketi bu asırda tersine dönmüş ve Müslüman âlimlere ait çok sayıda eser Batı dillerine çevrilmiştir. Kur’an-ı Kerim hicrî dördüncü ve beşinci asırlarda Farsça ve Türkçeye tercüme edildikten sonra hicrî altıncı asırda da Latinceye tercüme edilmiştir. Doğu İslâm aleminde kurulmuş olan Bâtınî hareketlerin bir benzeri olarak Tapınak Şövalyeleri de milâdî 1118 yılında bu asırda kurulmuş ve İslâm alemi için büyük bir tehlike oluşturmuştur. Hicrî altıncı asır tefsir ilmi açısından verimli bir asır olmuştur. Bu asırda el-Begavî, Ebû Hafs Necmuddin Ömer en-Nesefî, Cârullah ez-Zemahşerî, Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî öne çıkmış alimlerdir. Bu asırda yazılmış bazı Farsça tefsirler de vardır. Ebu’l-Fazl Kâdî İyâz, Alâuddin el-Kâsânî, Ebu’l-Mehâsîn Kâdîhân, Burhâneddin el-Mergînânî de asrın önde gelen isimleridir. Aslında bu asrı İslâmî ilimlerin her alanında çok mühim es erler yazmış olan ve sonraki asırlar üzerinde de derin izler bırakan EbûHamid Muhammed el-Gazzâli’nin asrı olarak nitelendirilebilir. İbn Rüşd de asrın son derece önemli ismlerindendir. Bir kısmına işaret ettiğimiz pek çok mühim hâdisenin gerçekleşmesi ve mühim simaların bu asırda vefat etmiş olması dahil birçok yönden büyük önem arz eden bu asırda olup bitenleri –daha önceki beş asırla ilgili yapıldığı gibi- akademik ve ilmî bir üslup ile ele alıp incelemek amacıyla böyle bir etkinlik düzenlenmiştir. Sempozyuma ülkemizden 125, yurt dışından da 325 olmak üzere toplam 450 civarında tebliğ gelmiştir. Bunların bir kısmı belirtilen süre dolduktan sonra gönderildiği için dikkate alınmamıştır. Vaktinde gönderilen ve düzenleme kurulunca sempozyum çerçevesinde uygun görülen tebliğler alanlarıyla ilgili bilim kurulu üyelerine gönderilmiştir. Bilim kurulu üyelerinden gelen raporlar çerçevesinde 110 tebliğ sempozyumda sunulmak üzere kabul edilmiştir. Bunların bir kısmı ortak hazırlanmıştır. Bunu da hesaba kattığımızda sempozyuma katılması kararlaştırılan bilim insanlarımızın sayısı 127 olmuştur. Sempozyum 27-29 Kasım 2026 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin konferans salonlarına başarıyla icra edilmiştir. Bu sempozyumda İstanbul Üniversitesi’nin yanında 1 - Câmiatu Abdelmalek es-Sa’dî Kulliyetu Usûli’d-Dîn Dekanlığı (Fas/Titvân); 2 - Câmiatu Muhammed el-Evvel Faculté Pluridisciplinaire bünyesinde bulunan Muhteberu Kadaya’t-Tecdîd fi’d-Dirâsâti’l-İslâmiyye ve’l-İnsâniyye Müdürlüğü (Fas/Oujda), 3 - Camiatu’l-Qaraouine (Fas), 4 - University Agama Islam Negeri Madura (Endonezya) 5 - İstanbul Fatih Müftülüğü ve 6 - Dârufünûn İlâhiyât Vakfı sempozyum ortakları ve destekleyicisi olarak görev almışlardır. Sempozyumda sunulan tebliğlerin bir kısmı sahiplerinin talebine göre 2025 yılı sonunda Ensar Neşriyat tarafından e-kitap olarak yayımlanan Sempozyum Bildiri Kitabı içinde yer almıştır. Diğer tebliğler ise yine sahiplerinin talepleri doğrultusunda editörlü kitap standartlarına göre hazırlanarak Mayıs 2026’da uluslararası bir yayınevinde tabedilecektir.
ASIR ASIR İSLÂMÎ İLİMLER: HİCRÎ YEDİNCİ ASRIN İSLÂMÎ İLİMLERİN GELİŞİMİNDEKİ YERİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU
2026 yılında Asır Asır İslâmî İlimler: Hicrî Yedinci Asrın İslâmî İlimlerin Gelişimindeki Yeri Uluslararası Sempozyumu başlığıyla muhtelif ilimlerin hicrî yedinci asır çerçevesinde incelenmesi kararlaştırılmıştır.
Neden Hicri Yedinci Asır
Hicrî yedinci asır, muhtelif yönleriyle diğer hicrî asırlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Hicrî yedinci asır derken 600-699 yılları arasını kast ediyoruz. Bu, milâdî olarak 1203-1300 yıllarına tekabül ediyor. Coğrafî mekân olarak ise Çin Seddinden Atlas Okyanusuna kadar olan bölgeyi ve Endülüs coğrafyasını kapsayan bütün İslam alemini kapsıyor. Bu yılki sempozyumumuz Malay dünyasını da kapsamakatadır. Bu asırda İslam aleminde vuku bulmuş mühim hâdiseler ve vefat etmiş âlimler işleneceği gibi daha başka bazı mühim olaylar da ele alınacaktır. Ne yazık ki hicrî yedinci asırda İslam alemi, tarihinin en yıkıcı dönemini yaşamıştır. Kuzeyden Moğollar, Batıdan Haçlıların baskılarına ve saldırılarına maruz kalan Müslümanlar, iki alev arasında kalmışlar, büyük sarsıntılar yaşamışlardır. Sadece İslam dünyası değil, Moğol saldırılarına maruz kalan dünyanın birçok bölgesi bu trajediden nasibini almış; dünya, tarihin en ciddi tahribatını, en yıkıcı dönemlerinden birini yaşamıştır. Bu açıdan yedinci asrı bir “felaket” asrı diye nitelemek mümkündür. Buna karşılık bu asır aynı zamanda büyük dönüşümlerin yaşandığı, yeniden inşa hareketinin başladığı bir yüzyıl olmuştur. Tarih boyunca adından en çok söz edilen bazı alimler de bu asırda yaşayıp vefat etmişlerdir.
Bu asrın başında Abbasî hilafeti varlığını sürdürüyorsa da 656/1258’li yıllarda Moğolların Bağdat’ı yakıp yıkmasıyla tarih sahnesinden silinmiştir. Sadece Abbasî Hilafeti değil, Eyyübîler (yıkılışı 1260/648), Harzemşahlar (yıkılışı 617/1221), Muvahhidûn Devleti (yıkılışı 668/1269), Karahanlı Devleti (yıkılışı 609/1212), Gurlular (yıkılışı 611/1215) da bu asırda tarihten silinmişlerdir. Bunların büyük kısmının yıkılmasında Moğollar etkili olmuşlardır. Asrın en önemli devletlerinden olan Anadolu Selçuklu Devleti de her ne kadar resmen hicrî sekizinci, milâdî on dördüncü asırda yıkılmış ise de esasında Moğolların Anadolu’yu işgaliyle fiilen hükmünü yitirmiştir.
Buna karşılık bu asırda kurulan devletler de olmuştur. Memlükler/Kölemenler (kuruluşu 648/1250) bu asırda kurulan devletlerin başında gelir. İlhanlılar (kuruluşu 653/1256), Altın Orda Devleti (kuruluşu 638/1241), Gırnata Nasrî Emirliği (kuruluşu 635/1238), Delhi Sultanlığı (kuruluşu 603/1206) bu asırda kurulan devletlerden bazılarıdır. Anadolu Selçuklu Devletinin fiilen hakimiyetini yitirmesiyle Anadolu’da beylikler dönemi başlamış ve bazı beylikler kurulmaya başlamıştır ki asrın sonunda kurulan Osmanlı Beyliği bunlardan biridir.
Asrın en güçlü devleti hiç şüphesiz Moğollardır. Moğol İmparatorluğu 602-603/1206 yılında, yani hicrî yedinci milâdî on üçüncü asrın başında Moğol kabilelerinin bir araya gelip başlarına Cengiz Han olarak meşhur olan Temuçin adında birini geçirmesiyle kurulmuştur. Cengiz Han, oğulları ve torunları vasıtasyla adeta bütün dünyaya hükmetmiştir. Moğol topraklarında kurulan devlet, kısa bir süre içinde Asya’nın ve Avrupa’nın büyük kısmını ele geçirmiştir. İmparatorluk bilhassa hicri yedinci, miladi on üçüncü asrın ortalarında en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Çin kıyılarından Almanya yakınlarına kadar dünyanın büyük kısmını hakimiyetleri altına alan Moğolların en çok zarar verdiği ve en büyük tahribat yaptığı topraklar İslam toprakları olmuştur. Mekke-Medine-Kudüs hariç bütün İslam beldeleri Moğolların eline geçmiştir. Moğollar adeta İslam alemini ortadan kaldırmışlardır. Asrın sonlarına doğru 694/1294 yılında İmparatorluk bölünmüş ve Moğol İmparatorluğundan çok sayıda devlet ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmının İslam’ı kabul etmesiyle İslam coğrafyası yeniden eski sınırlarına kavuşmuştur.
İslam alemini kan ve gözyaşına boğan başka bir akım da Haçlı Seferleri ve İspanyolların liderliğinde Endülüs’te Hristiyanların yaptığı katliamlar olmuştur. Bu asırdaki Haçlı Seferleri, önceki asırlardaki kadar başarılı olmamışsa da yine de İslam âlemine büyük zarar vermiştir. Dördüncü Haçlı Seferi (600/1203), bilhassa İstanbul’un Katolikler tarafından işgali ve uzun yıllar burada hakimiyet sürmeleriye çok meşhurdur. Katolik Hristiyanlar başta Ayasofya olmak üzere dönemin İstanbul ve civarındaki bütüm Ortodoks kiliselerine büyük zarar vermiş, dinî-tarihî bütün sanat eserlerini alıp Avrupa’ya götürmüş veya tahrip etmişlerdir. İstanbul bu işgal ve yağmayla tarihinin en zor dönemini yaşamıştır.
Hicrî yedinci asırda Endülüs’te bulunan Muvahhidler ve Hıristiyan güçler arasında 608/1212 yılında meydana gelen Las Navas de Tolosa diye bilinen savaşta Muvahhidler, Hiristyan güçler karşısından ağır bir yenilgi almış ve Endülüs’ün büyük bir kısmı Hıristiyanların eline geçmiştir.
640/1243 yılında Sivas’ın Suşehri bölgesinde bulunan Kösedağ’da Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında yapılan Kösedağ Savaşında Anadolu Selçuklu Devleti büyük bir yenilgi almış ve Moğollara ağır vergiler vermek zorunda kalmıştır.
Mansure savaşı, İslam tarihi ve dünya askeri tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Bu savaş, Eyyubiler döneminin fiilen kapanışını, Memlüklerin ise bir dünya gücü olarak sahneye çıkışını simgeler. 647/1250 yılındaki savaşta Memlük komutanı Rükneddin Baybars, dahice bir plan yaparak Haçlı birliklerini pusuya düşürmüş ve büyük bir bozguna uğratmıştır.
Memlüklerin bu asırdaki etkisini gösteren başka bir savaş da 658/1260 yılında gerçekleşen Ayn Câlut Savaşıdır. Moğollarla Memlükler arasında cereyan eden savaşta Memlükler, başlarında Hülagu Han’ın bulunduğu Moğol ordusuna ağır bir yenilgi tattırmışlar ve yenilmez sanılan Moğol ordusunun yenilebileceğini göstermişlerdir.
689/1291 yılında Memlüklerin Akka’yı ele geçirmesiyle Haçlıların elinde bulunan tek bölge de kurtarılmış ve bölge Haçlılardan tamamen temzilenmiştir. Yaklaşık iki yüz yıl süren Haçlı seferleri ve bölgede bıraktığı izler tamamen bitirilerek silinmiştir.
Hasan Sabbah’ın (v. 518/1124) kurduğu ve Alamut Kalesini karargâhı haline getirdiği Haşhaşî Bâtınîler, Selçuklu sultanları ve vezirleri dahil pek çok kişiyi tehdit eden, öldüren, terör estiren kanlı bir grup idiler. Selçuklular defalarca kaleyi ele geçirip bu tehdidi ortadan kaldırmaya çalışmışlarsa da bir türlü bunu başaramamışlardır. İlhanlı Devleti başında bulunan Cengiz Han’ın torunu Hülagu Han’ın ordusu, 653/1256'da Alamut Kalesi'ni ele geçirip yıkmış, Haşhaşileri öldürmüş ve böylece bu batınî haraket bitirilmiştir.
Asrın en önemli savaşlarından biri de 655/1258 yılında Bağdat’ın Hülagu Han tarafından istila edilip yerle yeksan edilmesi ile neticelenen savaştır. Bu savaşın sonunda 500 yıllık Abbasi Hilafeti tarih sahnesinden silinmiştir; Bazı araştırmacıların iddiasına göre Bağdat, tarihin şahit olduğu en büyük katliam, istila, yağma ve yıkım hâdiselerine sahne olmuştur. Şehir günlerce yağmalanmış, yüzbinlerce insan kılıçtan geçirilmiştir. Sadece insanlar değil, kültür, medeniyet, ilim, irfan, sanat, edebiyat… Adeta bölgede bulunan her şey yok edilmiştir. O zamanlar dünyanın en büyük kütüphanesi olan Beytü’l-Hikme’de bulunan binlerce el yazması eser Dicle nehrine atılmıştır. Rivayetlere göre nehir, suda çözülen mürekkep yüzünden günlerce siyah akmıştır. Tabii ki burada iddia edilenlerden farklı bazı görüşler de vardır. Bu işgal, istila ve yıkım sonunda 508 yıllık Abbasi Halifeliği fiilen son bulmuştur.
Bu asırda siyasi ve askeri lider olarak Cengiz Han (v. 624/1227), Alaeddin Keykubat (v. 634/1237), Hülagu Han (ö. 664/1265), Sultan Baybars (v. 675/1277) gibi önemli isimler öne çıkmıştır.
Bu asırda yaşanan onca siyasi kargaşaya rağmen, başta Anadolu olmak üzere İslam beldelerinde yeni bir ruh inşa eden bilim ve gönül sultanları da ortaya çıkmıştır. Bunların başında Muhyiddin İbn Arabî’yi (v. 638/1240) zikredebiliriz. İbn Arabî Vahdet-i Vücud düşüncesiyle Anadolu tasavvufuna büyük oranda etki etmiştir. Yanısıra diğer İslam beldelerinde de etkili bir figür olmuştur. Şems-i Tebrizi (v. 645/1248) başta Mevlâna olmak üzere birçok şahsiyet üzerinde etkiler bırakmış bir zattır. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî (v. 672/1273), Konya'da Mesnevi'yi yazarak evrensel bir sevgi dili oluştururken, Hacı Bektaş-ı Veli (v. 670/1271), Anadolu irfanının ve yeniçeri teşkilatının manevi temelini atmıştır. Vefatı sekizinci asırda olmuşsa da Yunus Emre, yedinci asırda Anadolu irfanının oluşmasında son derece etkili olmuştur. O aynı zamanda Türk dilini en saf ve derin haliyle şiirlerine dökmüştür. Vefat tarihi tam bilinmeyen ve Yunus Emre’nin mürşidi olan Taptuk Emre de bu asırda yaşamış bir gönül ehlidir. Nasreddin Hoca (v. 683/1284) da nükteleri, fıkraları, vecizeleri ve duruşuyla Anadolu insanın ruhunun inceliğini, saflığını ve hikmetli yönünü yansıtmıştır.
Bu asırda kurulan ve Anadolu’nun maneviyatını canlı, ruhunu diri tutan bazı kuruluşlar da söz konusudur. Bunlar Anadolu’da sosyal ve ticarî hayatın düzenli olmasında çok etkili olmuşturr. Bunların başında hicri yedinci, milâdî on üçüncü asırda vefat etmiş olması kuvetle muhtemel olan Şeyh Nasıruddin Mahmud Ahi Evrân tarafından kurulan Ahi Evran Teşkilatı gelir. Ahi Evrân’ın vefat tarihi tam bilinmiyorsa da hicrî yedinci asrın tasavvuf, ahlak, ticaret, yardımseverlik, birkik, bütünlük simgesi olarak ortaya çıktığı kabul edilir. Ahilik gibi, Anadolu Gazileri anlamında Gaziyân-ı Rûm, Anadolu Bacıları anlamında Bacıyân-ı Rûm, Anadolu dervişleri/erenleri anlamında Abdalan-ı Rûm gibi teşkilatlar da fetihlerin ve sosyal hayatın örgütlenmesine katkı vermiştir. Hicrî yedinci yüzyılda Beylikler döneminde kurulan bu manevi kuruluşlar, Anadolu'nun sadece siyasi değil, dinî ve sosyal dokusunu da yeniden inşa etmiş; beyliklerin kuruluşunda ve toplumsal düzenin sağlanmasında temel direk olmuştur.
Bu asırda önce çıkan eğitim kurumları arasında bilhassa Bağdat’ta 640/1242 yılında kurulan Mustansiriyye Medresesini zikretmek gerekir. Bu medrese Abbasilerin 36. halifesi Mustansır Billâh tarafından kurulmuştur. Dört mezhebin (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) aynı anda eğitim gördüğü dönemin ilk büyük kurumu ve üniversitesi mahiyetinde olan bu külliye, Hülagu’nun Bağdat’ı istilasında büyük zarar görmüştir. Bir süre eğitime ara vermişse de daha sonra yeninden eğitime başalmış ve her zaman bir eğitim kurumu olarak hizmete devam etmiştir. Günümüzde de varlığı devam etmektedir. 669/1271 yılında tamamlanan Merâga Rasathanesi/Gözlem evi asrın astronomik çalışmaların yapıldığı en önemli kurumudur. Bunların dışında daha başka pek çok medrese vardır. Özellikle Karatay, İnce Minareli, Gök Medrese gibi Anadolu’da kurulmuş medreseler ehemmiyet arz etmektedir.
Bu asırda hadis ilmi sadece bireysel çabalarla değil, kurumsallaşarak da gelişmiştir. Bunun için mühim kurumlar kurulmuştur. Dâru’l-Hadîs el-Eşrefiyye (Şam) bunların en önemlilerinden biridir. İbnü's-Salah ve Nevevî gibi isimlerin hocalık yaptığı bu kurum, hadis eğitiminin merkezi haline gelmiştir. Hicrî yedinci asırda tekke, zaviye gibi kuruluşlar sadece ibadet yeri değil; eğitim, aşevi ve sosyal yardım merkezleriydi. Tekke ve asitaneler, tarikatların merkezi eğitim kurumları, müridlerin nefs terbiyesinden geçtiği, sanat ve musikiyle ilgilendiği mekanlar olmuştur. Zaviyeler, genellikle köy ve kasabalarda bulunan, yolcuların konakladığı, fakirlerin doyurulduğu küçük ölçekli manevi merkezlerdir. Anadolu'nun Türkleşmesinde Gazi Dervişler diyebileceğimiz erenler, buraları fetih noktaları olarak kullanmıştır. Ribatlar ise başlangıçta sınır boylarında askeri amaçlı (karakol) kurulan yapılar iken, bu asırda tamamen tasavvufi bir kimlik kazanmış, dervişlerin nefis mücadelesi verdiği mekanlara dönüşmüştür.
Bu devirde kıraat eğitimi daha düzenli ve disiplinli bir hal almış, kurumsallaşmıştır. Kıraat eğitimi camilerden ziyade özel ihtisas medreselerine taşınmıştır. Bunun için Memlükler döneminde Kahire ve Şam'da sadece Kur'an ve kıraat eğitimi veren özel binalar (Dârülkurrâ) inşa edilmiştir. Yanı sıra talebenin, hocanın huzurunda Kur'an'ı baştan sona farklı kıraatlerle okuması (arz) ve hocadan dinlemesi (semâ) geleneği bu asırda bu kurumlarda en disiplinli halini almıştır. Kıraat alimleri, kendi hocalarından Hz. Peygamber’e (s.a.v) kadar uzanan "isnad" zincirlerine büyük önem vermiş, bu zincirin bozulmaması için titiz bir kayıt sistemi oluşturmuşlar, böylece icazet silsileleri meydana getirmişlerdir.
Hicrî yedinci asır İslâmî ilimler açısından oldukça zengindir. İslâmî ilimlerin her alanında önemli şahsiyetler yetişmiş, çok mühim eserler vücuda getirilmiştir. Tefsir ilmi açısından baktğımızda öncelikle Fahredin er-Râzî’yi (v. 606/1210) görüyoruz. Râzî’nin Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsîr-i Kebîr) adlı eseri dirâyet tefsir yöntemnini en mühim eserlerindendir. Kurtubî (v. 675/1273) ve onun el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân adlı tefsiri oldukça mühimdir. Beyzâvî (v. 685/1286), İlhanlılar döneminde İran'da yaşamış bir alim olup tefsiri sistemleştirmiştir. Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl adlı tefsiri, Zemahşerî’nin dil inceliklerini ve Râzî’nin kelami derinliğini özetleyerek muazzam bir terkip oluşturmuştur. Bu eser, Osmanlı medreseleri dahil yüzyıllarca İslam dünyasında baş ucu kitabı ve ders kitabı olarak okutulmuştur. Asra adını en etkili şekilde yazdıran alimlerden biri hiç şüphesiz Muhyiddin İbnu’l-Arabî’dir (v. 638/1240). Bu asırda tasavvufun sistemleşmesiyle tefsirde "batıni/işari" yorumlar güç kazanmıştır. İbnu’l-Arabî’nin tefsiri de bu niteliktedir. Doğrudan bir tefsiri olup olmadığı tartışılsa da eserlerindeki ayet yorumları (Vahdet-i Vücud eksenli) tefsir tarihinde yeni bir ekol açmıştır. Tasavvuf eksenin yazılmış diğer bir eser Necmüddin-i Kübra’ya (v. 618/1221) ait olan et-Te’vîlât en-Necmiyye adlı eserdir. Bir kısmını Kübrâ’nın başlattığı eserin yazımı, onun Harzemşahlar safında Moğollara karşı savaştığı sırada şehit olması üzerinde öğrencisi Necüddün-i Dâye (v. 654/1256) tarafından yürütülmüştür. Dâye’nin yazdığı kısım aynı zamanda Bahrü’l-Hakāik adı ile bilinir. Dâye bu eseriyle sufi tefsirin en olgun örneklerinden birini vermiştir. Tefsir alanında adında söz edeceğimiz diğer bir alim de İzzuddin b. Abdusselam’dır (v. 660/1262). Tefsiru’l-Kur’ân diye bilinen mühim bir tesiri vardır.
Kur'an ilimleri (Ulûmü'l-Kur'ân) açısından hicrî yedinci asra baktığımızda bir "olgunlaşma ve tasnif" devri olduğunu görürüz. Bu dönemde yazılan eserler, daha sonraki yüzyıllarda yazılacak olan büyük ansiklopedik çalışmaların temel yapı taşlarını ve metodolojik iskeletini oluşturmuştur. Ebû Şâme el-Makdisî (v. 665/1267) ve el-Mürşidü’l-Vecîz adlı eseri, Kur'an ilimleri tarihindeki en mühim eserlerden biridir. İzzeddin b. Abdüsselâm (v. 660/1262) ve el-İşâre ile’l-Îcâz fî İlmi’l-İ’câz adlı eseri. Kur'an'ın mucizevi yönünü (i'câz) ve edebi belagatını usul açısından inceler.
Hicri yedinci asırda kıraat ilmi, artık temel metinlerin oluştuğu bir evreden, bu metinlerin en güvenilir (sahih) olanlarını ayıklama ve talebelere öğretme evresine geçmiştir. Bu dönemde kıraat ilmi, özellikle Endülüs’ten doğuya (Mısır ve Şam’a) göç eden alimlerin etkisiyle Memlük coğrafyasında zirve yapmıştır. Ebû Şâme el-Makdisî (v. 665/1267), İbrâzü’l-Meânî adlı eseriyle Şâtıbiyye’yi en iyi açıklayanlardan biri olmuştur. Ayrıca el-Mürşidu’l-Vecîz adlı eseri de oldukça meşhurdur. Alemüddin es-Sehâvî (v. 643/1245), Cemâlü’l-Kurrâ adlı eseriyle kıraat ilminin usulünü ve tarihini yazmıştır.
Bu yüzyılda Mushaf’ın hat, imla, noktalama ve harekeleme tarihi üzerine çok teknik eserler verilmiştir. Özellikle Alemüddin es-Sehâvî’nin (v. 643/1245) Cemâlü’l-Kurrâ adlı eseri bu açıdan oldukça mühimdir. Bu asırda ayrıca Ebû Amr ed-Dânî’nin (v. 444/1053) eserlerinin şerhlerine dair de çok eser yazılmıştır.
Hadis ilmi açısından baktığımızda bu dönemin alimleri daha çok mevcut hadisleri sistemleştirmek, hadis usulünü (metodolojisini) kurumsallaştırmak ve hadisleri fıkhi/ahlaki konulara göre yeniden tertip etmekle ilgilenmişlerdir. Moğol istilası nedeniyle ilim merkezlerinin Bağdat'tan Kahire ve Şam (Memlük coğrafyası) hattına kayması, hadis ilminin bu bölgelerde zirve yapmasını sağlamıştır. Bu asrın hadis ilmine en büyük katkısı, hadis metodolojisinin kesin kurallara bağlanmasıdır. İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî (v. 543/1245), Ulûmü’l-Hadîs adlı eseriyle, o güne kadar dağınık halde bulunan hadis terimlerini ve kurallarını bir araya getirmiştir. Bu kitap, yazıldığı günden bugüne kadar hadis usulü alanında yazılan tüm eserlerin temel kaynağı kabul edilmiştir. Ondan sonra gelen Nevevî ve İbn Hacer gibi mühim isimler bu eseri şerh etmiş veya özetlemişlerdir. Bu asırdaki en mühim Hadis alimlerinden biri İmam Nevevî'dir (v. 676/1277). Hadisleri günlük hayata ve fıkha taşıma konusunda eşsiz bir başarı göstermiştir. Riyâzü’s-Sâlihîn adlı eseri, İslam dünyasında Kur'an-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitaplardan biridir. Ayet ve hadisleri ahlaki konulara göre dizerek bir "müslüman şahsiyeti" inşasını hedeflemiştir. Nevevî, el-Erbaîn (Kırk Hadis) adlı eserinde İslam'ın temel direklerini özetleyen 42 hadisi bir araya getirmiş, bu çalışma üzerine yüzlerce şerh yazılmıştır. Onun el-Minhâc adlı eseri ise Sahih-i Müslim'e yazdığı bir şerh olup, hadis edebiyatının en kıymetli şerhlerinden biri kabul edilir. Mecduddin İbnu’l-Esir’in (v. 606/1210) Câmiu’l-Usûl, Münzirî’nin (v. 656/1258) et-Terğîb ve’t-Terhîb’i de Hadis ilmi açısından oldukça mühimdir.
Hicri yedinci asırda, Fıkıh/İslam hukuku alanında müctehid imamların görüşleri sistemleştirilmiş, fetvalar düzenlenmiş ve bugün hala medreselerde temel kaynak olarak okutulan devasa fıkıh klasikleri kaleme alınmıştır. Bu dönemde fıkıh hareketi, özellikle Moğol istilası sonrası ulemanın sığındığı Memlük Mısırı, Suriye ve Anadolu topraklarında yoğunlaşmıştır. Bu yüzyılın en önemli hukuki gelişmesi, Memlük Sultanı Baybars döneminde, Kahire’de dört Sünni mezhep (Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli) için ayrı ayrı kadıların atanmasıdır. Bu durum, dört mezhebin hukuk sisteminde eşit ve resmî olarak tanınmasını sağlamış ve fıkhi çoğulculuğu kurumsallaştırmıştır. Hanefî mezhebi bu asırda Orta Asya ve Anadolu'da gücünü korumuştur. Merginânî’nin (v. 593/1197) yazdığı el-Hidâye adlı eser, Hanefî fıkhının en önemli metni haline gelmiştir. Bu asırda üzerine onlarca şerh yazılmış ve Osmanlı hukuk sisteminin de temelini oluşturmuştur. Mevsılî (v. 683/1284) de Hanefî fıkhının beş temel metninden biri sayılan el-Muhtâr ve onun şerhi olan el-İhtiyâr’ı bu asırda yazmıştır. Eser, sade ve pratik olmasıyla fıkıh eğitiminde çığır açmıştır. Bu yüzyılda Şâfiî mezhebi, İmam Nevevî (v. 676/1277) sayesinde ikinci büyük evresini yaşamıştır. İmam Nevevî Minhâcü’t-Tâlibîn adlı eseriyle Şâfiî mezhebinin görüşlerini ayıklamış, en tercihe şayan (müftâ bih) görüşleri belirlemiştir. Bu kitap günümüzde hala Güneydoğu Asya'dan Doğu Afrika'ya kadar Şâfiî dünyasının temel eseri durumundadır. Sultânü’l-Ulemâ olarak bilinen İzzeddin b. Abdüsselâm (v. 660/1262), fıkıh usulünde Makâsıdü'ş-Şerîa konusunu işleyen Kavâidü’l-Ahkâm adlı eseri yazarak hukukun felsefi derinliğini artırmıştır. Hanbelî mezhebi, asrın sonunda büyük bir hareketlilik kazanmıştır. İbn Kudâme’nin (v. 620/1223) Mukayeseli İslam hukukunun şaheseri olan el-Muğnî adlı eseri, sadece Hanbelî görüşlerini değil, tüm mezheplerin delillerini tartışan devasa bir hukuk ansiklopedisidir. Mağrip ve Endülüs'ün karışıklığına rağmen bu asırda Malikî fıkhı, usul ve teoride çok gelişmiştir. Karâfî (v. 684/1285), fıkıh usulü ve kaideleri üzerine yazdığı el-Furûk ile hukuki terimler arasındaki ince farkları ortaya koyarak hukuk mantığında zirve yapmıştır.
Hicri yedinci asır kelam ilmi bu devirde, sadece inanç esaslarını savunan bir ilim olmaktan çıkmış; mantık ve felsefe ile tamamen iç içe geçerek "Felsefî Kelam" kimliğini kazanmıştır. Moğol istilası ve Haçlı Seferleri'nin yarattığı kaosa rağmen, İslam düşüncesi "akıl-nakil" dengesini kuran dev eserlerle bu asırda zirve yapmıştır. Asrın başında vefat eden Fahreddin er-Râzî (v. 606/1210), Aristoteles felsefesini ve İbn Sina'nın görüşlerini kelam metodolojisine dahil etmiş, "felsefeyi kelamın içinde eritmeyi" başarmıştır. el-Erbaîn fî Usûli’d-Dîn ve Muhassalü Efkarı’l-Mütekaddimîn adlı eserleri, yüzyıllarca kelamda tartışılan "bilgi teorisi" ve "varlık" meselelerinin temelini oluşturmuştur.
Bu asırda Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik, muhalif akımlara (Mutezile ve felsefeciler) karşı kesin üstünlük sağlamış ve klasik formuna kavuşmuştur. Seyfeddin el-Âmidî (v. 1233) Abkârü’l-Efkâr adlı eseriyle kelam ilmini en ince ayrıntısına kadar sistematik bir yapıya kavuşturmuştur. Akli ve nakli delilleri harmanlamada büyük bir ustalık sergilemiştir. Bu arada Nasîrüddin Tûsî (v. 672/1274) ve Tecrîdü’l-İ’tikâd, Beyzâvî (v. 685/1286) ve Tavâliü’l-Envâr de hicrî yedinci asır açısından büyük önem arzetmektedirler.
Tasavvuf açısından hicrî yedinci asrı inceleyecek olursak, bu asırda tasavvuf düşüncesi iki ana koldan zirveye ulaşmıştır. Biri Vahdet-i Vücud’tur (Nazari Tasavvuf). Bu ekolün kurucusu Muhyiddin İbnü'l-Arabi'dir (v. 638/1240). Tasavvufu felsefi ve ontolojik bir sistem haline getirmiştir. "Şeyhü'l-Ekber" (En Büyük Şeyh) olarak anılır. En önemli eserleri Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem'dir. Diğeri ise İlahi Aşk Ekolüdür. Bu kolun en büyük temsilcisi Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'dir (v. 672/1273). İnsan sevgisi ve ilahi aşkı merkeze alan düşünceleriyle Anadolu'nun manevi çehresini değiştirmiştir. En mühim eseri olan Mesnevî, İslam kültürünün en önemli eserlerinden biridir. Şihabuddin Sühreverdi’nin (v. 632/1234) Avârifu’l-Maârf adlı eseri de asrın en mühim kitaplarındandır. Sultanu’l-âşıkîn diye bilinen Ebû Hafs İbnu’l-Fâriz (v. 632/1235) ve Nazmü’s-Sülûk (Tâiyye) adlı eseri de tasavvuf açısından asrın dikkat çekilmesi gereken kişileri ve eserleridir.
Bu asır, bugün hala yaşayan pek çok büyük tarikatın sistemleştiği dönemdir. Mevleviyye: Mevlâna'nın ardından oğlu Sultan Veled (v. 712/1312) tarafından sistemleştirilmiştir. Kübreviyye, Necmeddin Kübrâ (v. 618/1221) tarafından kurulmuştur. Moğol istilası sırasında Gürgenç’i savunurken şehit düşmesi, sufilerin gerektiğinde mücahid kimliğine bürünmesinin sembolüdür. Şâzeliyye, Kuzey Afrika ve Mısır'da Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî (v. 656/ 1258) tarafından kurulmuştur. Özellikle entelektüel kesim ve şehirli esnaf arasında yayılmıştır. Bektaşiye, Ahmed Yesevî geleneğiyle Anadolu'ya gelen dervişler, Hacı Bektaş-ı Veli (v. 669/1271) etrafında toplanarak Baktaşiye tarikatını kurmuş, Anadolu'nun İslamlaşmasında kilit rol oynamışlardır.
Arap dili ve belagatı için yedinci asır bu ilimlerin felsefe ve mantıkla birleşerek en olgun formuna ulaştığı "Klasik Zirve" dönemidir. Bu yüzyılda dil, Kur’an-ı Kerim’in mucizevi yönünü (İ’câz) anlamak için en önemli araç olarak görülmüş ve bugün dahi medreselerde okutulan temel metinler kaleme alınmıştır. Bu asrın dil ve edebiyat alanındaki en büyük otoritesi tartışmasız Sekkâkî'dir (v. 626/1229). Sekkâkî’nin Miftâhu’l-Ulûm adlı eseri Belagat ilminin (Meânî, Beyân ve Bedî‘) ilk kez tam anlamıyla sistemleştirildiği eserdir. O güne kadar dağınık olan belagat konuları burada mantıki bir düzene sokulmuştur. Bu kitabın üçüncü bölümü, İslam dünyasında belagat ilminin temel eseri kabul edilmiş ve yüzyıllarca üzerine şerhler (Kazvînî, Taftazânî gibi) yazılmıştır. Bu asrın öne çıkan diğer bir ismi İbnü’l-Hâcib’tir (v. 646/1249). El-Kâfiye ve eş-Şâfiye adlı eserleri çok mühimdir. Bu iki eser, Osmanlı medreseleri dahil tüm İslam dünyasında Arapça eğitiminin temel taşı olmuştur. Kısa, öz ve son derece teknik bir dille yazılmış bu metinler, üzerine en çok şerh yazılan dil kitaplarıdır. İbnü’l-Fârız (v. 632/1235) de Nazmü’s-Sülûk adlı eseriyle adından söz ettirmiştir. Eserde tasavvufi aşk, Arap dilinin en ince sanatlarıyla (mecaz, istiare, kinaye) işlenerek Arap edebiyatının en zor ve en sanatsal şiirleri üretilmiştir. Bunların yanında İbn Mâlik’in (v. 672/1274) Elfiye, İbn Yaîş’in (v. 643/1245) Şerhu’l-Mufassal, İzzuddin b. Abdüsselâm’ın (v. 660/1262) el-İşâre ile’l-İ’câz, Ziyâeddin İbnu’l-Esîr’in (v. 637/1239) el-Meselü’s-Sâir adlı eserleri de Arap Dili açısından mühimdirler.
Hicrî yedinci asır Fars Dili ve Edebiyatı açısından da oldukça önemlidir. Hatta bu asır Fars Dili ve Edebiyatı açısından "Altın Çağ" olarak görülür. Bunun yanında bu asır aynı zamanda bu dilin bir dünya edebiyatı haline geldiği dönemdir. Moğol istilasının yarattığı büyük yıkım ve acı, Fars edebiyatında derin bir maneviyata, tasavvufi bir tefekküre ve hikmetli bir anlatıma dönüşmüştür. Bu asırda Farsça; Anadolu’dan Hindistan’a, Orta Asya’dan İran’a kadar uzanan bir coğrafyanın ortak kültür, şiir ve diplomasi dili olmuştur. Bu asırda Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (v. 672/1273) Mesnevi’si Fars edebiyatının dünya çapındaki en büyük eserlerindendir. 26 binden fazla beyit içeren bu eser, tasavvufi hakikatleri hikâyelerle anlatan bir şaheserdir. Şems-i Tebrîzî’nin (v. 645/1247) Dîvân-I Kebîr’i de coşkulu bir aşkın ve lirik şiirin zirvesidir. Bu dönemin diğer bir büyük ismi Sâdî-i Şîrâzî’dir (v. 691/1292). Hikmet ve insan sevgisinin Farsça olarak dile getirildiği en mühim eser olan Bostan ve Gülistan bu anlamda eşsiz bir eserdir. Alâeddin Atâ Melik Cüveynî’nin (v. 681/1283): Târîh-i Cihângüşâ adlı eseri Moğol imparatorluğunun doğuşunu ve Harezmşahlar dönemini muazzam bir edebi dille anlatan Farsça bir eserdir. Ferîdüddîn Attâr (v. 618/1221) Mantıku’t-Tayr ile tasavvufî yolculuğu Farsça olarak anlatan alegorik bir şaheserdir. Nasîruddin Tûsî’nin (v. 672/1274) Ahlâk-ı Nâsırî adlı eseri, Farsça kaleme alınmış en önemli ahlak ve felsefe kitabıdır. Fahreddîn Irâkî’nin (v. 688/1289) Lemeât adlı eseri de İbnu’l-Arabî felsefesinin lirik Fars şiiriyle harmanlandığı taavvufî bir eserdir.
Hicri yedinci asır Türk Dili ve Edebiyatı için hayati bir öneme sahiptir. Bu asırda Orta Asya'dan Anadolu'ya akan Türkmen boyları, beraberlerinde getirdikleri sözlü geleneği yazıya dökmeye başlamış; böylece Oğuz Türkçesi (Eski Anadolu Türkçesi) ilk büyük eserlerini vererek bir edebiyat dili haline gelmiştir. Anadolu'da Selçuklu devlet dilinin Farsça, bilim dilinin Arapça olduğu bir dönemde, bazı isimler Türkçeyi bir "irfan ve edebiyat dili" olarak ayağa kaldırmışlardır. Hacı Bektaş-ı Veli (v. 1271) Anadolu'nun manevi mimarı olarak Türkçeyi ve Türk kültürünü İslam'ın özüyle harmanlamıştır. Makâlât adlı eseri her ne kadar aslı Arapça olsa da Anadolu dervişleri arasında Türkçe yorumlarıyla yayılmış ve Türk düşünce dünyasını şekillendirmiştir. Bu asırda Ahmed-i Fakih diye meşhur olan zatların Türkçe eserleri de mühimdir. Türk dili tarihinin en önemli belgelerinden biri 13 Mayıs 1277'de yayınlanan fermandır. Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya’yı ele geçirdikten sonra şu tarihi kararı almıştır: "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bârigâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya!" Bu ferman, Türkçenin sadece bir "halk dili" değil, bir devlet ve bürokrasi dili olmasını sağlamış, resmiyetteki Arapça ve Farsça egemenliğine darbe vurmuştur.
İslam Tarihçiliği için de hicrî yedinci asır çok mühimdir. Bu yüzyılda yaşanan mühim olaylar (Moğol İstilası, Haçlı Seferleri'nin son evresi, Bağdat’ın düşüşü ve Memlüklerin yükselişi), devrin tarihçileri tarafından sıcağı sıcağına ve büyük bir titizlikle kaydedilmiştir. Bu asrın tarihçileri, sadece olayları anlatmakla kalmamış; biyografi, şehir tarihi ve dünya tarihi gibi türlerde de şaheserler vermişlerdir. İbnü'l-Esîr (v. 630/1233) ve el-Kâmil fi’t-Târîh adlı eseri İslam tarihçiliğinin zirvesidir. Olayları yıllara göre kronolojik bir düzende anlatır. Özellikle Haçlı Seferleri ve Moğol istilasının başlangıcına dair en güvenilir bilgileri sunar. İbn Hallikân’ın (v. 681/1282) Vefeyâtü’l-A‘yân adlı esri İslam tarihinin en meşhur biyografi ansiklopedisidir. Halifelerden alimlere, şairlerden vezirlere kadar yüzlerce önemli şahsiyetin hayatını alfabetik olarak anlatır. İbn Ebû Usaybia’nın (v. 668/1269) Uyûnü’l-Enbâ fî Tabakâti’l-Etibbâ adlı eseri Tıp tarihi alanında eşsizdir. Eski Yunan'dan kendi dönemine kadar yaşamış tüm ünlü doktorların hayatını ve buluşlarını anlatır. Cüveynî (v. 681/1283) Târîh-i Cihângüşâ’sında Moğol sarayında görev yapan bir devlet adamı olarak, Cengiz Han ve haleflerinin fetihlerini, Harezmşahların çöküşünü muazzam bir gözlem gücüyle Farsça anlatmıştır. İbn Bîbî’nin (v. 684/1285 civarı) el-Evâmirü’l-Alâiyye adlı eseri Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli tarih kaynağıdır. Anadolu'nun siyasi ve sosyal yapısını bu eserden öğreniyoruz. İbnü’l-Adîm (v. 660/1262) ise Buğyetü’t-Taleb fî Târîhi Haleb adlı eserinde Halep şehrinin tarihini ve orada yaşamış önemli kişileri anlatmıştır. Eser, şehir tarihçiliğinin en iyi örneklerindendir. Sıbt İbni’l-Cevzî diye bilinen Ebu’l-Muzaffer Şemsuddin Yusuf b. Kızoğlu et-Türkî (v. 654/1256) de asrın en mühim simalarındandır. Mir’âtu’z-Zamân adlı eseri çok hacimli genel bir tarih kitabıdır. Ebû Amr Minhâcuddin el-Cüzcânî (v. 664/1266), Tabakât-i Nâsırî adlı Farsça eseriyle asra damga vurmuş isimlerdendir. Ebu’l-Fazl Muhyiddin Abdullah İbn Abdizzâhir (v. 692/1293), başta er-Ravzu’z-Zâhir fî Sîreti’l-Meliki’z-Zâhir adlı eseri olmak üzere tarih alanındaki kitaplarıyla asrın öne çıkmış bir alimidir.
Bu asırda coğrafya, tarih, antropoloji ve ekonomiyi de kapsayan önemli bir bilim dalı haline gelmiştir. Yâkût el-Hamevî (v. 626/1229), Coğrafya tarihinin en büyük isimlerinden biridir. Mu‘cemü’l-Büldân adlı eseri ise alfabetik sıraya göre düzenlenmiş muazzam bir coğrafya sözlüğüdür. Sadece yer adlarını değil, o şehirlerin iklimini, tarihini, önemli alimlerini ve ekonomisini anlatır. Zekeriya el-Kazvînî (v. 681/1283) de mühimdir. Âsârü’l-Bilâd adlı eseri, ülkelerin coğrafi özelliklerini anlatırken aynı zamanda o bölgelerin bitki ve hayvan çeşitliliğine de yer verir. Acâibü’l-Mahlûkât adlı eseri de oldukça mühimdir, kozmografya ve doğa bilimlerini harmanladığı, minyatürlerle süslü bu eseri, asırlarca mühim bir kitap olarak bilinmiştir. Bu devirde Hint Okyanusu ve Akdeniz'deki denizcilik faaliyetleri, pratik coğrafyanın gelişmesini sağlamıştır. Astronomi gözlemlerinde kullanılan usturlab, bu asırda mükemmelleştirilmiştir. Denizciler pusulayı daha etkin kullanmaya başlamış, kıyı çizgilerini gösteren haritalar geliştirilmiştir. İbn Saîd el-Mağribî (v. 685/1286), Endülüs'ten yola çıkarak tüm İslam dünyasını gezmiş, kıyı şeritlerini ve deniz yollarını enlem-boylam vererek haritalandırmıştır.
Hicri yedinci asır Astronomi ve Coğrafya ilimleri için de oldukça mühimdir Asır bir "Gözlem ve Keşif" asrı olmuştur. Bu devirde İslam dünyası, Antik Yunan'dan devralınan teorik bilgileri modern rasathanelerde test etmiş, haritacılıkta ise matematiksel kesinliği artırmıştır. Özellikle Moğol hükümdarlarının bilime verdiği destekle kurulan merkezler, dünya bilim tarihine yön vermiştir. Asrın en büyük astronomi olayı, 657/1259 yılında Azerbaycan'da yapımına başlanan ancak 669/1271 yılında faaliyete geçen Marâga Rasathanesi dönemin "NASA"sı gibi çalışmıştır. Nasîrüddin Tûsî (v. 673/1274), Rasathanenin kurucusudur. Bu rasathanede hazırlanan Zîc-i İlhanî, yıllarca süren gözlemler sonucu hazırlanan bu yıldız kataloğu, Kopernik dönemine kadar en güvenilir kaynak kabul edilmiştir. Tûsî Çifti (Tusi-Couple), Batlamyus’un evren modelindeki hataları gidermek için geliştirdiği bu geometrik model, daha sonra Kopernik tarafından güneş merkezli evren teorisini kurarken kullanılmıştır.
Hicri yedinci asır bilim tarihi açısından paradoksal bir dönemdir. Siyasi kargaşa ve istilalara rağmen, bu asırda büyük dehalar yetişmiş; felsefeden tıbba kadar pek çok alanda modern bilimin temelleri atılmıştır. Bu yüzyıl, özellikle Marâga Okulu gibi bilimsel merkezlerin doğuşuna tanıklık etmiştir. Bu asırda felsefe ile kelam (teoloji) birbirinden ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Mantık ise tüm bilimlerin ortak dili kabul edilmiştir. Nasîrüddin Tûsî (v. 673/1274), Kelamda olduğu kadar felsefe ve mantıkta da otoritedir. İbn Sina felsefesini yeniden canlandırmıştır. Tecrîdü'l-Mantık ve İşârât Şerhi oldukça önemlidir. O, mantığı matematiksel bir kesinlikle işlemiştir. Esîrüddin el-Ebherî (v. 653/1265), Îsâgûcî ile klasik mantığın en meşhur metnini yazmıştır. Bu kitap, yüzyıllarca İslam dünyasında mantığa giriş ders kitabı olarak okutulmuştur. Necmeddin el-Kâtibî’nin (v. 674/1276) er-Risâletü’ş-Şemsiyye adlı eserinde mantığın en ileri teknikleri incelenmiştir.
İslam tıp dünyası bu yüzyılda, Yunan tıbbını aşan devrim niteliğinde keşifler yapmıştır. Özellikle İbnü’n-Nefîs (v. 686/1288), tıp tarihinin en büyük dehalarından biridir. William Harvey'den asırlar önce Küçük Kan Dolaşımı'nı (pulmoner dolaşım) ilk kez doğru şekilde Şerhu Teşrîhi’l-Kânûn adlı kitabında tarif etmiştir. Galen'in kalbin karıncıkları arasında kan geçişi olduğu şeklindeki bin yıllık yanlışını çürütmüştür. İbn Ebû Usaybia’nın (v. 668/1270) Uyûnü’l-Enbâ fî Tabakāti’l-Etibbâ adlı eseri tıp tarihçiliğinin zirvesidir. Antik Çağ’dan kendi dönemine kadar 400’den fazla hekimin biyografisini ve tedavi yöntemlerini kaydeden eşsiz bir tıp ansiklopedisidir.
Bu asırda matematik ve astronomi, devlet desteğiyle (İlhanlılar) kurulan büyük araştırma merkezlerinde zirve yapmıştır. Nasîrüddin Tûsî, Şeklü’l-Kattâ adlı esriyle trigonometriyi astronominin bir dalı olmaktan çıkarıp, müstakil bir matematik dalı haline getirmiştir. Sinüs ve Tanjant teoremlerini de o sistemleştirmiştir.
Burada bir ksmına işaret ettiğimiz hicrî yedinci asırda meydana gelmiş hâdiseler, ilmî buluşlar, telif edilmiş kitaplar, vefat etmiş âlimler, bütün bunlar bu asrın ne kadar mühim olduğunu gözler önüne sermektedir. İşte bu öneminden dolayı hicrî yedinci asrı müstakil bir sempozyum konusu yapmaya karar verdik.
Kapsam
Bu sempozyumda hicrî yedinci asırda (600-699/1203-1300 yılları arasında) meydana gelmiş tüm önemli hâdiselerin, bu devirde yaşamış kişilerin, yazılmış eserlerin, üretilmiş kavram ve konuların dönemle ilgisi, ilişkisi; özellikle kendi dönemine büyük oranda katkı sağlamış ve daha sonraki asırlarda çığır açacak fikir ve düşünceler üretmiş kişi, eser ve konular çerçevesinde işlenmesi hedeflenmektedir.
Konu Başlıkları
Kur’an Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Mushaf İncelemeleri, Kur’an Tarihi, Kıraat, Kıraat Tarihi, Ulûmu’l-Kur’an, Tefsir, Tefsir Usûlü ve Tarihi alanına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Hadis Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Hadis, Hadis Usûlü ve Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Fıkıh/İslam Hukuku Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Fıkıh, Fıkıh Usûlü ve Tarihi/İslam Hukuku Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Kelam/Akaid Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Kelam/Akaid ve Kelam Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Dinler/Mezhepler Tarihi Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Dinler Tarihi ve Mezhepler Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Dil Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Arap Dili Belagati ve Tarihi, Müslümanların kullandığı Farsça ve Türkçe gibi diğer diller kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Tasavvuf Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Tasavvuf ve Tasavvuf Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar, kurulmuş olan tarikatlar
Tarih ve Sanat Tarihi Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Siyer ve İslam Tarihi, Medeniyet Tarihi, Kurumlar Tarihi, Sanat Tarihi alanlarına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Felsefe ve İslam Düşüncesi Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda Felsefe, Mantık, İslam Düşüncesi, İslam Tefekkür Tarihi kapsamına giren bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Din ve Siyaset Araştırmaları: Hicrî yedinci asırda din-siyaset arasındaki ilişki, siyasilerin dine yaptıkları müdahaleler ve buna müteallık bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Tıp ve Tabiî Bilimler: Hicrî yedinci asırda tıp, astronomi, matematik, fizik, coğrafya gibi bilimlerin durumu ve dinî ilimlerle olan ilişkileri ve bu alanda meydana gelen bütün gelişmeler, kişi, eser, konu ve kavramlar
Çalışmaların Muhtevasına Dair Bazı Hususlar
Bu kapsamda aşağıdaki hususların dikkate alınması gerekmektedir:
- - Gönderilecek çalışmaların özgün olması gereklidir. Daha önce başka bir yerde yayınlanmış bir çalışma aynen veya ufak-tefek bazı değişliklerle gönderildiği takdirde kabul edilmeyecektir.
- – Yazarın konuyu yeni ve farklı bir perspektifle ele alıp işliyor olması gerekir. Bilinen bir konuyu bilinen yöntemlerle işleyen çalışmalar kabul edilmeyecektir.
- – Çalışmanın mutlak surette dönemle ilgili olması gerekir. Hicrî 600-699, miladî 1203-1300 yılları aralığı dışında olan konular kabul edilmeyecektir.
- - Çalışma ilk kez burada sunuluyor olmalıdır. Dönemle ilgili tezi olan arkadaşlar tezlerinin ilgili bölümlerini yeni bir anlayışla elden geçirerek, genişleterek yahut daraltarak sunabilirler. Ancak tezin yayınlanmamış olması gerekir. Şayet yayınlanmışsa yazar ilgili konuyu yeniden ve mevcut halinden farklı olarak hazırlayıp gönderebilir. Aynı husus makale, tebliğ, madde ve benzeri çalışmalar için de geçerlidir. Yayınlanmış bir çalışması varsa, yazar onu yeniden ve mevcut halinden farklı, yeni bir anlayışla elden geçirerek sunabilir.
- – Hicrî yedinci asırda vefat etmiş bir âlimin, telif edilmiş bir kitabın, öne çıkmış bir kavramın veya konunun orijinal yanlarıyla, asırda meydana getirdiği etkiyle, sonraki asırlara tesiriyle özgün bir şekilde tartışılıp ele alındığı çalışmalar evleviyetle tercih edilir.
- – Çalışmaların mutlaka bilimsel ve akademik bir üslup ile ele alınmış olması gerekir.
- – Çalışmalar Türkçe yanında Arapça ve İngilizce de olabilir.
- – Sempozyuma bir kişi sadece bir tebliğ ile katılabilir.
9 – Çalışmayı gönderen mutlaka dosyasını şu şekilde adlandırmalıdır: Mesela: Tefsir-H-Aydar; Hadis-M-Erturk; Fikih-N-Kizilkaya gibi. Önce gönderdiği çalışmanın alanını yazmalı, sonra adını- soyadını yazmalıdır.
Süreç
- - Bu nitelikleri haiz bir tebliğle katılmak isteyenler, tebliğin adını (Türkçe tebliğlerde Türkçe yanında İngilizce; Arapça tebliğlerde Arapça yanında İngilizce; İngilizce tebliğlerde ise İngilizce yanında Türkçe) olarak; özgün ve orijinal yanı ile muhtevasını ele veren 350-400 kelimelik (Türkçe tebliğler için 350-400 kelime Türkçe, 350-400 kelime İngilizce; Arapça tebliğler için 350-400 kelime Arapça, 350-400 kelime İngilizce; İngilizce tebliğler için 350-400 kelime İngilizce, 350-400 kelime Türkçe) bir özeti 31 Mayıs 2026 Pazar günü saat 23.59’a kadar aşağıda belirtilen formatta, sempozyumun (asirasirislamiilimler@istanbul.edu.tr) şeklindeki kurumsal adresine göndermelidirler.
- - Özetler sempozyum düzenleme kurulunca incelenecek, uygun görülenler alanla ilgili bilim kurulu üyelerine gönderilecektir; üyelerden onay alan özetler kabul edilecek, değişiklik talep edilenler, tebliğ sahibine gerekli değişikliği yapması için iade edilecek, değişiklikler yapıldıktan sonra işleme alınacaktır. Bilim kurulu üyelerin ittifakla reddettiği tebliğler dikkate alınmayacaktır. Bir üyenin olumlu diğerinin olumsuz kanaat belirttiği tebliğler üçüncü bir üyeye gönderilecek; üçüncü üyenin kanaatine göre değerlendirme yapılacaktır.
- – Sempozyum Özet Kitapçığı için bildirilerin düzenlenmiş son hali en geç 15 Temmuz 2026 tarihine kadar sempozyumun (asirasirislamiilimler@istanbul.edu.tr) şeklindeki kurumsal adresine gönderilmelidir.
- – İsteyenler sadece tabliğlerini sunmakla yetinebileceklerdir. Arzu eden katılımcılar tebliğlerini makale formatında herhangi bir dergiye göndererek yayınlayabilirler. Tebliğini Hicrî Yedinci Asırda İslâmî İlimler adıyla uluslararası bir yayınevi tarafından 2027 yılında yayınlanacak e-kitapta neşretmek isteyenler, çalışmasını bölüm için istenen şartlara uygun hâle getirerek Kitap-Tefsir-H-Aydar örneğindeki gibi isimlendirerek sempozyumun (asirasirislamiilimler@istanbul.edu.tr) şeklindeki kurumsal adresine göndermelidirler. Tebliğinin Sempozyum Bildiri Kitabında yer almasını isteyenler çalışmalarını tam metnini en geç 30 Kasım 2026 tarihine kadar bildiri kitabı formatında ve Bildiri-Tefsir-H-Aydar örneğindeki gibi isimlendirerek sempozyumun (asirasirislamiilimler@istanbul.edu.tr) şeklindeki kurumsal adresine göndermelidirler. Bunlar İstanbul’da uluslararası bir yayınevinde elektronik olarak neşredilecektir.
- - 2027 yılı içinde yayınlanması panlanan editörlü kitabın Türkçe ve İngilizce olan bölümleri Ankara veya İstanbul’da uluslararası bir yayınevinde e-kitap olarak tabedilecektir. Arapça olanlar ise Malezya veya Umman’da basılacaktır.
Kimler Katılabilir
Yukarıda belirtilen konularda çalışma yapan ve yapmak isteyen her düzeyde araştırmacı, öğrenci ve akademisyen sempozyumumuza katılabilir.
Sempozyumun Dili
Türçe, Arapça ve İngilizce
Ücret ve Konaklama
Sempozyuma katılım ücretsizdir. Sempozyum günlerinde öğle yemeği verilecek ve oturum aralarında ikramlar yapılacaktır. Diğer giderler katılımcıya aittir.
Önemli Tarihler
Tebliğ Özeti Son Gönderim Tarihi:
31 Mayıs 2026
Kabul Edilen Tebliğlerin İlanı:
15 Haziran 2026
Sempozyum Özet Kitapçığı İçin Düzenlenmiş Özetlerin Son Gönderim Tarihi:
15 Temmuz 2026
Kabul Edilen Tebliğlerin Tam Metinlerinin Son Gönderim Tarihi:
05 Eylül 2026
Sempozyum Programının İlanı:
11 Ekim 2026
Sempozyum Tarihleri:
22–23–24 Ekim 2026
Sempozyum Özet Kitabının Yayın Tarihi:
26 Ekim 2026
Sempozyum Bildiri Kitabında Yayımlanacak Tam Metinler İçin Son Gönderim Tarihi:
30 Kasım 2026
Sempozyum Bildiri Kitabının Yayın Tarihi:
15 Aralık 2026
Edit Kitap İçin Tam Metin Gönderim Son Tarihi:
31 Mart 2027
“Hicrî Yedinci Asırda İslâmî İlimler” Başlıklı Edit Kitabın Yayın Tarihi:
Haziran 2027
Sempozyum Mekânı
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu
Sempozyum Ortaklarımız
Bu sempozyumumuzu İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak,
- Malaya Universitiy (Malaysia),
- Câmiatu Sultan Qabus (Oman),
- İstanbul İl Müftülüğü
- Fatih İlçe Müftülüğü
- Dârufünûn İlâhiyât Vakfı ile birlikte düzenlemekteyiz